Troy Medya
Beste Türk
Köşe Yazarı
Beste Türk
 

Şehirler ve şiirler -2

''...Belki kuşlar çok derin, eski bir içgüdüyle buraya, o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne, göğüne uğrayacaklar, bir an duraklayıp bir şeyler arayacak, bir şeyleri anımsamaya çalışacak, beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak, konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler...''  Yaşar Kemal Babil Kulesi'nde Aydın Çubukçu ''kesilmiş çınarın göğüne uğrayacak kuşlar'' diyerek Yaşar Kemal, edebiyat ve ülkenin birtakım dertlerine dair izahlar getiriyor, ''kesilmiş çınarın göğüne uğramaklık'' dursun, ''bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler''den alarak başlayalım; ülkemizde son dönemde yaşanan bir veya birkaç olaya ataerkillik, toplumsal cinsiyet, damga ve etiketleme üzerinden değinmeye. Ataerkillik, toplumsal cinsiyet, damga ve etiketlenmeyi tartışabilmek için salt son dönem ve ülke bazında değil neredeyse tüm zamanlarda ve yine neredeyse hemen her yerde tek bir kimlik üzerinden gitmek mümkün. Kadın kimliği. Kürtajıyla kadın, bedeniyle kadın, bedeni üzerinden güdülen politikasıyla kadın, namusuyla kadın, eril tahakkümü altında kadın, toplumsal cinsiyetteki biçilen rolü erkek aklı tarafından sınırlandırılmasıyla kadın, kahkahasıyla kadın, sahiplendirilmesiyle kadın, damgalanmasıyla, etiketlenmesiyle kadın. Kadın, kadın, kadın.  Sağlığı ve hastalığıyla kadın. Ataerkilliğin getirdiği hastalık ve sağlık tanımları altında var olan kadın. Dinlerin kurban olmalarının kaçınılmaz olduğu bir kader tahayyül ettiği kadın, tehlike olarak gördüğünden baskı altında tutmak istediği, baskı altında tutmayı doğru bulduğu kadın, yalnızlığı tercih ettiğinde ya da erkeksizliği yeğlediğinde ortaçağda fahişelik yahut cadılıkla itham edilen kadın, giyim tercihinden dolayı perdesiz eve benzetilen, davetkar ve talepkar kadın, maddi kazanım sahalarında kar payını paylaşmaya burnunu soktukça daha çok şiddetin ve baskının muhattabı kadın... Biraz kadın kimliğim, biraz mesleki deformasyon gereği, son zamanlarda çok olmasa da bir nebze daha fazla dillendirilmeye başlanılan, üzerine eleştiriler getirilen, araştırmalar yapılan, bir tıbbın bir psikolojinin kucağına atılan, ama yine de kadın bedeni üzerinden ataerkil bir toplumsal hafızayla yer ettirilmeye çalışılan bir 'güya' hastalığa değineceğim. Vajinismus. Tıbbi bir tanım getirmek gerekirse, 'pubokoksigeus kasının (PC kası) kasılarak cinsel ilişkiye olanak tanımaması durumu.' Tanımın penceresinden bakınca gayet anatomik kaynaklı bir sorun teşkil ediyor gibi görünüyor. Erkeğe hizmet eden düzen içinde kadına bir yafta daha oysa. Vajinismus. Erkeklerde karşılığı gelen benzer bir hastalığa rastlanmış da değil. Kadın kimliği altında bir beden rahatsızlandığında hastalığı isimlendirmek için cinsel organ üzerinden gidiliyorken, erkeklerin cinsel isteksizlikleri, iktidarsızlıkla tanımlanıyor. İktidara hükmü geçmeyen iktidarsız bile kalamıyor. Vajinismusu tıbbın ve psikolojinin kucağından alıp toplumun, ortak bilincin kasıklarına yatıran akıllar da oldu. Bu toplumsallığın sonuçlarını verilere dökenlerde. ''Hem Doğu hem Batı kültürlerinde kadın cinselliğini bastırmaya ve yok saymaya ilişkin toplumsal öğreti, mit ve pratikler devam etse de, bazı araştırmaların da gösterdiği gibi, Türkiye'de ve geleneksel kültürün korunduğu bazı Uzakdoğu ülkelerinde vajinismus, Batılı ülkelere kıyasla daha sık görülmektedir. Türkiye'de cinsel tedavi merkezlerine başvuran kadınların yaklaşık %50'sinin vajinismus olduğu bilinirken bu oran Batı ülkelerinde %10'a (CETAD 2006), İskandinav ülkelerinde ise %1'in altına kadar düşmektedir (Christensen ve diğ. 2011). Vajinismusa Doğu kültürlerinde daha sık rastlanmasının nedenleri arasında bekarete verilen aşırı önem, evlilik öncesi kadın cinselliğinin ayıp, günah ve tehlikeli olarak düşünülmesi ve doğru cinsel bilgilendirmenin yapılmaması bulunmaktadır (Ohl 2007). Öte yandan Batı kültürlerinde bekarete verilen önemin azalması (hatta bazı durumlarda erken yaşta cinsel ilişkiye girmenin ve ''bekaretten kurtulmanın'' genç kızlar için prestij kaynağı olması) ve çocuk yetiştirmede aşırı müdahaleci ve bağımlı anne modelinden gitgide uzaklaşılması vajinismusun daha nadir görülmesinin nedenleri olarak kabul edilmektedir (Hiller 2000). - Yatak Odasındaki Kalabalık, Türkiye'de Kadınların Vajinismus Deneyimleri Yeliz Turan Yunusoğlu - Hastalığın tanımını yapmadan önce sağlığın nerede durduğunu saptamak gerekiyor, sağlığın neye hizmet ettiğini, kimin çıkarlarını güttüğünü. Hatta hastalığın tanımını yapmadan önce içinden çıktığı toplumun bilincini de irdelemek gerekiyor. Toplumun dinini, iktidarın söylemlerini, toplumda kadının yerini. Bilinci vajinismus bir toplumda bedeni vajinusmusla yargılamamak, kadını hastalıkla tanımlamamak gerekiyor. İlhan Arsel Şeriat ve Kadın 'da Kuran'dan yaptığı alıntıda şöyle diyor, ''...erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler(dir)... Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayetinde dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerinde yol aramayın.'' (4 Nisa 34) Toplumumuzun üzerine yetiştirildiği dinin kadın hakkında değindiği söylemlerden sadece birini örneklemekle yetineceğim, kadınlar üzerinde hakim erkekler, iyi kadının erkeğe boyun eğen kadından alınması, erkek tekelindeki cinsellikle terbiye ve en nihayetinde kaçınılmaz şiddet önermesi. İnananların dine çok hakim bir yerde durduğundan değilse bile, ötekinin aşağılığı üzerine söylemlerin toplumsal hafızada kolayla yer etmesinden ve çabuk yayılım sağlamasından dolayı dinle ilgili toplumsal söylemler okunarak, araştırılarak olmasa da kulaktan dolma olarak toplumsal hafızada yerini temellerini derine kaza kaza ediniyor. Hal böyle olunca da, kadına, kadınlara vajinismus demeden önce toplumumuzda cinselliğin kime hizmet ettiğini sorgulamakta fayda var. Kadının erkeğin tekelinde, kadın bedeninin erkeğin keyfiyetinin tabiliğinde olduğu ve erkeğin zevkine keder verdiği noktada hasta diye tabir edildiği ve çaresinin derdine düşüldüğü yerde hasta olan kadının bedeni değil toplumun zihniyetidir. Cinsel ilişkiyi kadının reddettiği yerde, kapı kapı gezip tedavi aramak kadının kimliğini ve hasssasiyetini rencide eden bir yerdedir. Aranan tedavinin bile kadının isteği doğrultusunda şekillenip şekillenmediği de derinlikli bir soru işareti barındırmaktadır, cinsellikle elde tutulan erkek edimi, cinselliği birlikte olduğu çatı ya da ilişki altında yaşayamadığında başka ihtimallere yönelmesi tehlikesi, tehtidi barındıran erkek itemi, buna kendini belki de mecbur hissettiğinden daha içinde bulunduğu durumun belki de farkındalığından ve bilincinden yoksunken sırf karşısındakinin memnuniyeti adına, belki de karşısındakinin doğurduğu korkuyla, toplumsal bilincin, çevre baskısının üzerine yüklediği ağırlıkla kendi bedenine yabancı bir kadın aklı ve zihninde yer ettiremediği olumlayamadığının tedavisini bedeninde, tıpta, psikolog kapılarında arayan bir kadın kimliği... Şimdi tam olarak hatırlayamasam da okuduklarım ya da izlediklerimin hatırımda yer ettirdiği kadar ya da belki de tümden uydurduğum bir çıkarım doğrultusunda, kriminal dizilerde ya da bazı romanlarda da çocuklarda travmaların sebebi anne kaynaklıysa, annenin tabiri caizse 'kötü kadın' olması baba figürünü aldatması ya da cinselliği özgürce yaşaması çocuğun kadın düşmanı olması, katil ya da seri katil olması için yeterli veri sayılabiliyordu. Oysa babasını annesini aldatırken gören hiçbir çocuk ne erkek düşmanı ne seri katil olma gereksinimi duymuyordu, Yaşar Kemal romanlarında da annesinin namusu uğruna davranılan bir silah patlar ya arka fonda. Bilinçaltına kadına dair işlenen her şey bir nebze vajinusmusa kapı aralamıyor gibi, vajinismusla toplumun sırtına yüklediklerinin kapısını bir erkeğe kapatmaklığı kadının bizati sorunu olup çıkabiliyor. Amcalara gösterilen erkek cinsel organının özgürlüğünden yoksun, göğsü çıktığı için sırtını eğmesi istenen kadın kimliği sırtını toplum nezdinde dikleştiremediği gibi bütün bu üzerine yük edilen kalıplardan kurtulup cinselliği de belki öğrenemediği belki deneyimleyemediği belki de tecrube edinmedeki yetersizliği ve çekingen tutumundan dolayı bir de hasta addediliyor. Mecburiyetiymişcesine üzerine yıkılan cinselliğin bile üstesinden gelemeyen kadın, hoş gelemiyor olması kadar, gelebiliyor olması da toplumun hor'u. Kadının her ne kadar cinselliği olanaksız kılacak yerde durması, vajinismus olması istenmese de yine aynı kadının cinsel deneyimi erkek aklından üstün ya da cinsellikte çok da tecrubeli ve istekli olması da bunu nereden öğrendiği sorusunu doğurup erkek şiddetinin muhattabı olmasına mahal verebiliyor. Bir kimlik düşünün ki durduğu yer kadar durmadığı yerin de suçlusu çıkabilsin. Tıbba ilişkin erkek aklının işine gelmeyen her şey kadın üzerinden hastalıkla tanımlanabiliyor olsun, histeri, vajinismus, kleptomani... Kendi tekellerine aldıkları kadın kimliğinden çekimserlik ve namus bekleyen erkek aklı, tüketimin karanlık yüzü dahilinde birlikte olduğu fahişe kadın kimliğindense tam tersini bekleyerek kendi kimliği içinde bile kadını sınıflandırmaya muktedir. Hatta kadın kimliği içindeki sınıflandırmanın yanı sıra fahişe kimliği içinde bile kadını sınıflandırıyor kapitalizm, zengin, talep gören ve saygı hak eden, polisin nezaketine hak kazanmış, gerekli yerlerde gerekli tanıdıklara sahip fahişeler ve sokak fahişeleri, şiddetin ve tecavüzün, iki kere üzerinden ötekiliğin yüzü. İçinde bulunduğumuz sistem ötekinin bile ötekisini üretmekte gayet yetkin bir yerde duruyor. Alkollü erkek bulaşılmaması gereken bir yerde dururken alkollü kadın sahip olunması gereken bir yerden alınır, bekaret kavramı erkek için hayıflanma sebebiyken kadın için övünç kaynağı addedilir, çaplıklık kavramı erkekten alınır, kumarı erkek oynarken kumarda kaybedilebilirliği barındıran beden kadına ait olandır, akılcıl ve mantıklı yerde duran erkeğe dair olanken, histerik ve melankolik olan kadını andırır, sağlık erkekliğe hizmet ettiği yere kadar sağlıkken erkeğin hizmetinin ayakları altından kadın bedenini aldığı yerde artık sağlık olmaktan çıkıp hastalıkla tanımlanır ve hastalıkla tanımlanmış olmasının gerekçelendirilmesini bile sunması gerekmeksizin hizmet sürerliliğini sağlamak adına çözüm yollarına, tedavi süreçlerine başvurulur.  Kadın cinselliğini nesnelleştiren bir yerden bu nesnelleştirme dahilinde kalamayan kadını da hastalıkla damgalayan, etiketleyen bir ataerkil sistemin boyundurluğu altında toplumsal cinsiyet rolleriyle sınırları çizilmiş kadın kimliği...  Tarihte her şeyin başının altından çıktığı varsayılan iki kimlikten biri kadın, diğeri de şeytan sanırım.  Saçının aklına erdirebildikleriyle kadın, üzerinden politikalar güdülen bedeniyle kadın, hastalıklarıyla kadın, cadılığıyla kadın, süpürgesiyle kadın, yeri geldiğinde tecavüzcüsünden bile daha suçlu kadın, bir kimlik üzerinde ne kadar çok ötekilik barına bilirse tam da o kadar kadın. Bir endüstri metası olarak karşılık gelmesi gereken güzellik algısıyla kadın, devlet şiddeti, din baskısı, baba boyundurluğu, eş otoritesi altında kadın... Başladığım gibi de bitirecek olursam, ''konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gitmekler gibi kadın.'' ''kesilmiş çınarın göğüne uğrayacak kuşlar''ın çınarın göğüne duyacağı özlemle kadın...
Ekleme Tarihi: 27 Eylül 2023 - Çarşamba

Şehirler ve şiirler -2

''...Belki kuşlar çok derin, eski bir içgüdüyle buraya, o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne, göğüne uğrayacaklar, bir an duraklayıp bir şeyler arayacak, bir şeyleri anımsamaya çalışacak, beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak, konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler...'' 
Yaşar Kemal
Babil Kulesi'nde Aydın Çubukçu ''kesilmiş çınarın göğüne uğrayacak kuşlar'' diyerek Yaşar Kemal, edebiyat ve ülkenin birtakım dertlerine dair izahlar getiriyor, ''kesilmiş çınarın göğüne uğramaklık'' dursun, ''bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler''den alarak başlayalım; ülkemizde son dönemde yaşanan bir veya birkaç olaya ataerkillik, toplumsal cinsiyet, damga ve etiketleme üzerinden değinmeye.
Ataerkillik, toplumsal cinsiyet, damga ve etiketlenmeyi tartışabilmek için salt son dönem ve ülke bazında değil neredeyse tüm zamanlarda ve yine neredeyse hemen her yerde tek bir kimlik üzerinden gitmek mümkün.
Kadın kimliği.
Kürtajıyla kadın, bedeniyle kadın, bedeni üzerinden güdülen politikasıyla kadın, namusuyla kadın, eril tahakkümü altında kadın, toplumsal cinsiyetteki biçilen rolü erkek aklı tarafından sınırlandırılmasıyla kadın, kahkahasıyla kadın, sahiplendirilmesiyle kadın, damgalanmasıyla, etiketlenmesiyle kadın. Kadın, kadın, kadın. 
Sağlığı ve hastalığıyla kadın. Ataerkilliğin getirdiği hastalık ve sağlık tanımları altında var olan kadın. Dinlerin kurban olmalarının kaçınılmaz olduğu bir kader tahayyül ettiği kadın, tehlike olarak gördüğünden baskı altında tutmak istediği, baskı altında tutmayı doğru bulduğu kadın, yalnızlığı tercih ettiğinde ya da erkeksizliği yeğlediğinde ortaçağda fahişelik yahut cadılıkla itham edilen kadın, giyim tercihinden dolayı perdesiz eve benzetilen, davetkar ve talepkar kadın, maddi kazanım sahalarında kar payını paylaşmaya burnunu soktukça daha çok şiddetin ve baskının muhattabı kadın...
Biraz kadın kimliğim, biraz mesleki deformasyon gereği, son zamanlarda çok olmasa da bir nebze daha fazla dillendirilmeye başlanılan, üzerine eleştiriler getirilen, araştırmalar yapılan, bir tıbbın bir psikolojinin kucağına atılan, ama yine de kadın bedeni üzerinden ataerkil bir toplumsal hafızayla yer ettirilmeye çalışılan bir 'güya' hastalığa değineceğim.
Vajinismus.
Tıbbi bir tanım getirmek gerekirse, 'pubokoksigeus kasının (PC kası) kasılarak cinsel ilişkiye olanak tanımaması durumu.' Tanımın penceresinden bakınca gayet anatomik kaynaklı bir sorun teşkil ediyor gibi görünüyor. Erkeğe hizmet eden düzen içinde kadına bir yafta daha oysa. Vajinismus. Erkeklerde karşılığı gelen benzer bir hastalığa rastlanmış da değil. Kadın kimliği altında bir beden rahatsızlandığında hastalığı isimlendirmek için cinsel organ üzerinden gidiliyorken, erkeklerin cinsel isteksizlikleri, iktidarsızlıkla tanımlanıyor. İktidara hükmü geçmeyen iktidarsız bile kalamıyor.
Vajinismusu tıbbın ve psikolojinin kucağından alıp toplumun, ortak bilincin kasıklarına yatıran akıllar da oldu. Bu toplumsallığın sonuçlarını verilere dökenlerde. ''Hem Doğu hem Batı kültürlerinde kadın cinselliğini bastırmaya ve yok saymaya ilişkin toplumsal öğreti, mit ve pratikler devam etse de, bazı araştırmaların da gösterdiği gibi, Türkiye'de ve geleneksel kültürün korunduğu bazı Uzakdoğu ülkelerinde vajinismus, Batılı ülkelere kıyasla daha sık görülmektedir. Türkiye'de cinsel tedavi merkezlerine başvuran kadınların yaklaşık %50'sinin vajinismus olduğu bilinirken bu oran Batı ülkelerinde %10'a (CETAD 2006), İskandinav ülkelerinde ise %1'in altına kadar düşmektedir (Christensen ve diğ. 2011). Vajinismusa Doğu kültürlerinde daha sık rastlanmasının nedenleri arasında bekarete verilen aşırı önem, evlilik öncesi kadın cinselliğinin ayıp, günah ve tehlikeli olarak düşünülmesi ve doğru cinsel bilgilendirmenin yapılmaması bulunmaktadır (Ohl 2007). Öte yandan Batı kültürlerinde bekarete verilen önemin azalması (hatta bazı durumlarda erken yaşta cinsel ilişkiye girmenin ve ''bekaretten kurtulmanın'' genç kızlar için prestij kaynağı olması) ve çocuk yetiştirmede aşırı müdahaleci ve bağımlı anne modelinden gitgide uzaklaşılması vajinismusun daha nadir görülmesinin nedenleri olarak kabul edilmektedir (Hiller 2000). - Yatak Odasındaki Kalabalık, Türkiye'de Kadınların Vajinismus Deneyimleri Yeliz Turan Yunusoğlu -
Hastalığın tanımını yapmadan önce sağlığın nerede durduğunu saptamak gerekiyor, sağlığın neye hizmet ettiğini, kimin çıkarlarını güttüğünü. Hatta hastalığın tanımını yapmadan önce içinden çıktığı toplumun bilincini de irdelemek gerekiyor. Toplumun dinini, iktidarın söylemlerini, toplumda kadının yerini. Bilinci vajinismus bir toplumda bedeni vajinusmusla yargılamamak, kadını hastalıkla tanımlamamak gerekiyor. İlhan Arsel Şeriat ve Kadın 'da Kuran'dan yaptığı alıntıda şöyle diyor, ''...erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler(dir)... Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayetinde dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerinde yol aramayın.'' (4 Nisa 34) Toplumumuzun üzerine yetiştirildiği dinin kadın hakkında değindiği söylemlerden sadece birini örneklemekle yetineceğim, kadınlar üzerinde hakim erkekler, iyi kadının erkeğe boyun eğen kadından alınması, erkek tekelindeki cinsellikle terbiye ve en nihayetinde kaçınılmaz şiddet önermesi. İnananların dine çok hakim bir yerde durduğundan değilse bile, ötekinin aşağılığı üzerine söylemlerin toplumsal hafızada kolayla yer etmesinden ve çabuk yayılım sağlamasından dolayı dinle ilgili toplumsal söylemler okunarak, araştırılarak olmasa da kulaktan dolma olarak toplumsal hafızada yerini temellerini derine kaza kaza ediniyor. Hal böyle olunca da, kadına, kadınlara vajinismus demeden önce toplumumuzda cinselliğin kime hizmet ettiğini sorgulamakta fayda var. Kadının erkeğin tekelinde, kadın bedeninin erkeğin keyfiyetinin tabiliğinde olduğu ve erkeğin zevkine keder verdiği noktada hasta diye tabir edildiği ve çaresinin derdine düşüldüğü yerde hasta olan kadının bedeni değil toplumun zihniyetidir. Cinsel ilişkiyi kadının reddettiği yerde, kapı kapı gezip tedavi aramak kadının kimliğini ve hasssasiyetini rencide eden bir yerdedir. Aranan tedavinin bile kadının isteği doğrultusunda şekillenip şekillenmediği de derinlikli bir soru işareti barındırmaktadır, cinsellikle elde tutulan erkek edimi, cinselliği birlikte olduğu çatı ya da ilişki altında yaşayamadığında başka ihtimallere yönelmesi tehlikesi, tehtidi barındıran erkek itemi, buna kendini belki de mecbur hissettiğinden daha içinde bulunduğu durumun belki de farkındalığından ve bilincinden yoksunken sırf karşısındakinin memnuniyeti adına, belki de karşısındakinin doğurduğu korkuyla, toplumsal bilincin, çevre baskısının üzerine yüklediği ağırlıkla kendi bedenine yabancı bir kadın aklı ve zihninde yer ettiremediği olumlayamadığının tedavisini bedeninde, tıpta, psikolog kapılarında arayan bir kadın kimliği...
Şimdi tam olarak hatırlayamasam da okuduklarım ya da izlediklerimin hatırımda yer ettirdiği kadar ya da belki de tümden uydurduğum bir çıkarım doğrultusunda, kriminal dizilerde ya da bazı romanlarda da çocuklarda travmaların sebebi anne kaynaklıysa, annenin tabiri caizse 'kötü kadın' olması baba figürünü aldatması ya da cinselliği özgürce yaşaması çocuğun kadın düşmanı olması, katil ya da seri katil olması için yeterli veri sayılabiliyordu. Oysa babasını annesini aldatırken gören hiçbir çocuk ne erkek düşmanı ne seri katil olma gereksinimi duymuyordu, Yaşar Kemal romanlarında da annesinin namusu uğruna davranılan bir silah patlar ya arka fonda. Bilinçaltına kadına dair işlenen her şey bir nebze vajinusmusa kapı aralamıyor gibi, vajinismusla toplumun sırtına yüklediklerinin kapısını bir erkeğe kapatmaklığı kadının bizati sorunu olup çıkabiliyor. Amcalara gösterilen erkek cinsel organının özgürlüğünden yoksun, göğsü çıktığı için sırtını eğmesi istenen kadın kimliği sırtını toplum nezdinde dikleştiremediği gibi bütün bu üzerine yük edilen kalıplardan kurtulup cinselliği de belki öğrenemediği belki deneyimleyemediği belki de tecrube edinmedeki yetersizliği ve çekingen tutumundan dolayı bir de hasta addediliyor.
Mecburiyetiymişcesine üzerine yıkılan cinselliğin bile üstesinden gelemeyen kadın, hoş gelemiyor olması kadar, gelebiliyor olması da toplumun hor'u. Kadının her ne kadar cinselliği olanaksız kılacak yerde durması, vajinismus olması istenmese de yine aynı kadının cinsel deneyimi erkek aklından üstün ya da cinsellikte çok da tecrubeli ve istekli olması da bunu nereden öğrendiği sorusunu doğurup erkek şiddetinin muhattabı olmasına mahal verebiliyor. Bir kimlik düşünün ki durduğu yer kadar durmadığı yerin de suçlusu çıkabilsin. Tıbba ilişkin erkek aklının işine gelmeyen her şey kadın üzerinden hastalıkla tanımlanabiliyor olsun, histeri, vajinismus, kleptomani... Kendi tekellerine aldıkları kadın kimliğinden çekimserlik ve namus bekleyen erkek aklı, tüketimin karanlık yüzü dahilinde birlikte olduğu fahişe kadın kimliğindense tam tersini bekleyerek kendi kimliği içinde bile kadını sınıflandırmaya muktedir. Hatta kadın kimliği içindeki sınıflandırmanın yanı sıra fahişe kimliği içinde bile kadını sınıflandırıyor kapitalizm, zengin, talep gören ve saygı hak eden, polisin nezaketine hak kazanmış, gerekli yerlerde gerekli tanıdıklara sahip fahişeler ve sokak fahişeleri, şiddetin ve tecavüzün, iki kere üzerinden ötekiliğin yüzü. İçinde bulunduğumuz sistem ötekinin bile ötekisini üretmekte gayet yetkin bir yerde duruyor.
Alkollü erkek bulaşılmaması gereken bir yerde dururken alkollü kadın sahip olunması gereken bir yerden alınır, bekaret kavramı erkek için hayıflanma sebebiyken kadın için övünç kaynağı addedilir, çaplıklık kavramı erkekten alınır, kumarı erkek oynarken kumarda kaybedilebilirliği barındıran beden kadına ait olandır, akılcıl ve mantıklı yerde duran erkeğe dair olanken, histerik ve melankolik olan kadını andırır, sağlık erkekliğe hizmet ettiği yere kadar sağlıkken erkeğin hizmetinin ayakları altından kadın bedenini aldığı yerde artık sağlık olmaktan çıkıp hastalıkla tanımlanır ve hastalıkla tanımlanmış olmasının gerekçelendirilmesini bile sunması gerekmeksizin hizmet sürerliliğini sağlamak adına çözüm yollarına, tedavi süreçlerine başvurulur. 
Kadın cinselliğini nesnelleştiren bir yerden bu nesnelleştirme dahilinde kalamayan kadını da hastalıkla damgalayan, etiketleyen bir ataerkil sistemin boyundurluğu altında toplumsal cinsiyet rolleriyle sınırları çizilmiş kadın kimliği... 

Tarihte her şeyin başının altından çıktığı varsayılan iki kimlikten biri kadın, diğeri de şeytan sanırım. 
Saçının aklına erdirebildikleriyle kadın, üzerinden politikalar güdülen bedeniyle kadın, hastalıklarıyla kadın, cadılığıyla kadın, süpürgesiyle kadın, yeri geldiğinde tecavüzcüsünden bile daha suçlu kadın, bir kimlik üzerinde ne kadar çok ötekilik barına bilirse tam da o kadar kadın.
Bir endüstri metası olarak karşılık gelmesi gereken güzellik algısıyla kadın, devlet şiddeti, din baskısı, baba boyundurluğu, eş otoritesi altında kadın...
Başladığım gibi de bitirecek olursam, ''konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gitmekler gibi kadın.'' ''kesilmiş çınarın göğüne uğrayacak kuşlar''ın çınarın göğüne duyacağı özlemle kadın...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve troyhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
sanalbasin.com üyesidir